21 Kasım 2014 Cuma

Bana gelince..


Hepinize en içten  şekilde sesleniyorum
MERHABALAAAAAR

Öncelikle son dört aydır aldığım maillerin yazarlarına sonsuz teşekkürler ediyorum.
Bazı mailler oldu ki, gözlerimde yaşlarla okudum. Bazılarını hıçkıra hıçkıra ağlayarak okumaya çalıştım. Bazılarının kahramanı olmak istedim, hemen hepsinin mutluluklarını paylaştım, üzüntülerini azaltmaya çalıştım.. Hepsi ayrı ayrı beni mutlu ettiler, dilerim sizlerde mutlu olmuşsunuzdur yanıtlarımla.
Dört ayda bloğum beş bin kez tıklandı, dört yüzü aşkın mail aldım ve bütün dürüstlüğümle söylüyorum ki neredeyse tamamını yanıtladım. Elli-altmış adet yanıtlanmamış var, belki de o kadar bile yoktur. Yanıtlanmamış sırlardan  özür diliyorum, affediniz beni..
Sırların yarısı “Peki, ya senin yaran nedir?” diye sordu. Sustum.
. . .
Aylar geliyor, geçiyor da ben hala susuyorum.
Bugün son kısmını yazacağım. Çünkü sadece son kısmı yaralarım, diğerleri en güzel günlerim.
Yaşayıp, yaşayabileceğim en güzel günler.
24 Mayıs 2015’te de masalımı sizlerle paylaşacağım.
Hayatımın  tek  MASAL’ını..


“Hayaller” kurmuş, onları “planlar” haline getirmiş ve planlarımızı yerine getireceğimize dair “sözler” vermiştik birbirimize. Aylarca ertelenmişti planlarımız, biz değil, hayat böyle istemişti. Onlar ertelendikçe bizim de umutlarımız azalmıştı. Sevgimiz her geçen gün artıyordu ama umutlarımız da aynı hızla azalıyordu işte. Yılmıyorduk sözde, hayat bizi her yenilgiye uğrattığında ben daha çok umutlanıyordum, o daha çok çaresizleşiyordu ama yılmıyordu.
 Sevdiği adamın çaresiz kaldığını görenler ya da görecek olanlar gördüklerinde, anlayacaklar bahsettiğim çaresizliği.

Ben deliydim, o mantıklıydı. Ben cesurdum o yine mantıklıydı.
O hep doğru olandı, bense hep deli olan.
Ben bir deli aşık, düştüm yola.
Bile bile.
İsteye isteye.
Aşkla, tutkuyla, heyecanla düştük beraber aşk yoluna..
Ve biz bu yolda çok güzel yürüdük..

Aylar sonra çaresizliğin ne kadar güzel olduğunu, birlikteyken yaşadığımız en kötü günlerin, birbirimize sarılıp ağladığımız günlerin bile ne kadar güzel ve özel olduğunu anlayacağımızı ikimiz de bilmiyorduk..

AŞK
Yeryüzünde yaşayabileceğimiz en güzel duygudur sevgili okuyucular, bir gün fırsatınız olursa sakın kaçırmayın.
 AŞIK OLUN.

SANAL SIRLAR’a milyonlarca kez teşekkürler ediyorum.
Sevdiğim adam bir mail yazdı bana.
Her kelimesini ezbere bildiğim o mail:


Kime: tilbekarakan@hotmail.com
Merhaba Tilbem
Bu sana yolladığım son mailim, son sözlerim.
Seninle 1 yıldan fazla beraber olduk, beni çok mutlu ettin. Yüzümü yere düşürecek, beni mahcup edecek tek bir hareketin olmadı. Bana karşı hep saygılı oldun. Biliyorum sana kendimi ne yapsam da affettiremem ama inan bana seni herkesten her şeyden çok sevdim ve sonsuza kadar seveceğim.
Bende senin yerin çok özel ve çok farklı. Hakkını asla ödeyemem. Seni çok özledim, özleyeceğim ve asla yerine kimseyi koymayacağım. Benim de hatalarım vardı. Aslında tek suçlu bendim. Sen de bu hatalarımı sana karşı yanlış değil de, bir cahillik olarak gör.
Neler yaşadık beraber, yüzyıl geçse de asla unutamam ben. Beni çok mutlu ettin.
Bana yaşattığın her güzel gün için teşekkür ederim. Sosyal medyaya takılma nedenim seni düşünmekten bir an olsun uzaklaşabilmekti. Görüyorum ki sürekli senin resmine bakıyorum. Ben sana alışmamışım sadece, senin bağımlın olmuşum. Seni hiçbir şeyin unutturamayacağını biliyorum.
Sen de beni biliyorsun, özür dilemeyi beceremeyen birisiyim, seni çok özledim, sesini özledim diyip de numaranı bile isteyemedim.
Sen beni bilirsin, ben senin için ölürüm de, canım yandı bile diyemem Bu ilişkiyi ayakta tutan, güç veren hep sen oldun, iyi ki de yaptın, hayatımın en güzel günlerini yaşattın, binlerce anı bıraktın bende.
Sosyal medya hesaplarımı kapattım, sen yoksan hiçbirinin önemi yok, umarım beni affedersin.
Mailimi bile kullanmayı düşünmüyorum ama telefon numaram aynı ne zaman neye ihtiyacın olursa bir telefon kadar yakınım sana. Sen çok iyi birisin, inşallah çok mutlu olursun.
Seni çok seviyorum ve özlüyorum.
Dedim ya bu son mailim. Kendine iyi bak benim canım sevgilim, tüm iyi niyetlerim ve dualarım sonsuza dek seninle olsun.
Sonsuza dek sevileceksin…


İşte benim yaram.
Söyleyemediğim. Anlatamadığım.
İşte benim yanıtlayamadığım mail. Sustuğum her şey..
Vazgeçebilmiş sayılırsam eğer öğrendim ki; cesaret seçtiklerimiz değil, vazgeçtiklerimizmiş..
Meğer ben hiç cesaretli değilmişim. Çok, çok sonra anladım.
Çok da şey istememiştim ya, ne istediysem istemediğim şekilde oldu.
Ben yalansız, saf bir sevgi istiyordum. “Seviyorum” dediğinde bunun sadece bir cümle değil aynı zamanda bana verilmiş bir sadakat sözü olduğunu bilen bir adam olsun istiyordum karşımda. Her ne olursa olsun, her ne yaşanırsa yaşansın, kolumdan çekip seni seviyorum desin istiyordum. Kırsak da, kırılsak da sevgimizi ve saygımızı hiç kaybetmeyelim istiyordum. Başımı göğsüne koyduğumda “Burası benimdi ama kirlendi” diye düşünmeyeceğim bir göğüs, omzuna kafamı yasladığımda kokusunun güzelliğini sonsuza dek sadece ben bilmek istiyordum. Gözlerim nemlendiğinde, bana sımsıkı sarılan ve her şey geçene kadar kollarını benden almayan bir adam istiyordum. Hatta bir gün parasız kalırsak limon satalım istiyordum.
Dedim ya, ne istediysem istemediğim şekilde oldu.
Ama bütün olanlara rağmen her zaman şükrettim ben, hala da şükrediyorum; hayat bizi karşılaştırdığı için.

Son olarak..
Ben sizin yaralarınızı ve vazgeçtiklerinizi okurken hepinizle ayrı ayrı üzüldüm, sevindim, çözümler ürettim. Hepinizden çok kez teşekkür aldım.
Bana bir şeylerin çözüldüğünü hissettirdiniz, bir şeyler çözüldü..

Lakin iş başa düşünce, çözüme dair hiçbir şey yapamadım, yapamıyorum ve yapmayacağım da..
Çünkü biliyorum AŞK bunu gerektirir. Çözümsüzlüğü...
Bildiğin tüm doğruları yok saymayı, tüm yanlışları doğru kabul etmeyi ve dünyadaki tek insan, aşık olduğumuz insanmış gibi davranmayı gerektirir. Kimseler görmediğinde bile bir tek o varmış gibi yaşamayı gerektirir aşk.
Yaralarımız anlatınca geçiyordu ya hani? Ben sayfalarca yazdım, geçmediler.
Yaralarımız zamanla geçiyordu ya hani? Benim canım ilk günkü kadar acıyor hala.

Yanlış ya da doğru tek bir şey yapıyorum aylardır.
Yaram kanıyor, yaramın kabuk bağlaması için çabalıyorum, kabuk bağlıyor, sonra  kopartıyorum ve tekrar kanıyorlar.. Tekrar kanayan yaramın kabuk bağlaması için çabalıyorum, zor bela kabuk bağlatıyorum ve sonra yine kopartıp kanatıyorum.
Tekrar tekrar ve tekrar…

Bildiğim tek şey; kabuk bağladığında kopartmazsam, iyileşecek ve ben iyileşsin istemiyorum.
Kanasın, kanayabildiği kadar.


Bir ilkbahardı bana gelişi.. Bir sonraki ilkbaharı da aşkla karşılamıştık. Belki de birlikte yaşayacağımız son ilkbahar olduğunu bilmeden, en güzel ilkbaharımızı paylaşmıştık beraber.

Sonra yazın ortasında bile, kışı yaşadım ben.
Sonbahar en sevdiğim mevsimdi, artık fark etmiyor.
Tüm mevsimler kış…



İlkbaharı yaşatan insanlarla karşılaşmanız dileğiyle



Tilbece


18 Temmuz 2014 Cuma

SANAL SIRLAR


MERHABA
 Sevgili Okuyucularım

Bir temmuz akşamı, balkonumda kahvemi yudumlarken ani bir kararla yazmaya başlıyorum. Belki de buraya geri dönüyorum.
Kararlar diyorum, ne kadar da önemliler şu hayatta..
Nereden başlamalı, nerede durmalı, nerede dinlenmeli bilmeden yaşıyoruz hayatı. Neyi gerçekten isteyip istemediğimize karar vermeden, oradan oraya savuruyoruz kendimizi. Hızlı koşuyoruz, hızlı yaşıyoruz da.. Hızlı koşarken çabuk yoruluyoruz ya, işte o noktada başımıza nelerin geleceğini hiç bilmiyoruz, bilemiyoruz.

Sonrası ise …

Yorulduğumuz için düştüğümüzde sahip olduğumuz yaralarımız.
Hepimizin vardır bir yarası, yaraları.. belki de yüzlerce yarası.
Temizlediğimize inanıp üzerini kapatmaya çalıştığımız, kabuk bağlasın diye dualar ettiğimiz.. Hani delice acısa da, yokmuş gibi davrandığımız yaralarımızdan bahsediyorum ben.

Kimseler görmesin, bilmesin diye sessizce ağladığımız, aklımızdan milyonlarca küfür geçerken sadece sustuğumuz, sırf kırmamak adına paramparça olduğumuz, söyleyemediklerimiz, sevdalarımız, gözyaşlarımız, kırıldıklarımız,  yaşayamadıklarımız, keşkelerimiz, pişmanlıklarımız ve hayallerimiz..

Hepsine selamlar olsun.

Ama en çok da vazgeçtiklerimize selamlar olsun.
Sahi en son ne zaman vazgeçilmez dediğiniz birinden ya da bir şeyden vazgeçtiniz? Yakın zamanda vazgeçtiyseniz şuan nasılsınız?  Dilerim iyisinizdir, ancak ben “İyiyim” cevabınızı almak için sormuyorum bunu. İçten soruyorum.
En içten.
Kim bilir ne zor olmuştur da.. Anlatamamışsınızdır insanlara.
Korkmuşsunuzdur.
“Anlatırsam yadırgarlar, anlatırsam dalga geçerler, anlatırsam küçük düşerim, anlatırsam güçsüz görünürüm..” demişsinizdir de yaşadıklarınızı bir parça da endişeyle birleştirip, öyle atmışsınızdır içinize.
Ben artık buralardayım.
Artık sizler için,
İçinize attığınız, anlatamadığınız belki de atlatamadığınız her şeyi sakladığınız yerden çıkarma zamanı.
Eskiden olduğu gibi, yurtdışında okumaya dair bilgi vermiyorum ben.. Çünkü nerede okursanız okuyun, nerede yaşarsanız yaşayın,
sevinçleriniz de acılarınız da dünyanın bir diğer ucunda yaşayanlarla aynı oluyor.
Adına da insan olmak diyorum ben. İnsan olmayı beceremediğimiz şu koca dünyada, insanlık adına sarılalım birbirimize, anlatamadığımız her şeyi anlatalım.
Şimdiden başlayarak uzun uzun mailleşmek için, sorular sormak, hiç görmeden tanışmadan, en içten hallerinizle yazışmak için.. BURADAYIM BEN.
Acaba ile başlayan sorular duyar gibiyim, acaba yok.
Merhaba var.
Uzun zamandır, sosyal medya üzerinden aldığım mesajlar sebebiyle bu yola başvurmaya karar verdim. Sistemin adını koymuş bulunuyorum
 “Sanal Sırlar”
Sizler hepiniz birer sırsınız, ben ise sanalım.
Ama lütfen Facebook'tan, Twitter'dan ya da Instagram'dan değil.
(Bu yollarla duygu ve düşüncelerini benimle paylaşan, sorular soran, teşekkür eden herkese sonsuz teşekkürler ediyorum)
Bundan böyle, mail yoluyla yazışacağız Sevgili Sırlarım..
Birbirimizi yargılamadan.
Empati kurarak..
Çözümler üretip, sonra çözümleri çürütüp, yeniden yeni çözümler bularak..
Yaşadıklarımızı, hissettiklerimiz anlatıp rahatlayarak..
Ve en önemlisi, birbirimizi hiç tanımadan severek.

Tüm yaralarımızın kabuklarını iz kalmaksızın söküp atalım istiyorum.
Siz de isterseniz eğer, YARALARIMIZ VE VAZGEÇTİKLERİMİZ KONULU MAİLLERİNİZİ BEKLİYORUM ben. Heyecanla.
Kendinizi tanıtmak zorunda olmadığınızı da belirtmek isterim. Adınız, cinsiyetiniz, yaşınız, yaşadığınız yer değil, yaşadıklarınız önemli benim için.
Rumuz kullanmakta özgürsünüz. Hatta rumuz kullanırsanız beni mutlu edersiniz.

Nasıl mı yazacaksınız? 

Rumuz:DostunSırrı 

" Merhabalar
Benim yaram yıllar önce kaybettiğim dostuma dair.
Onu . . . sebepten kaybettim.
 . . . gibi duygular yaşadım. Şuan ki düşüncelerim . . .
Vazgeçtiğim en temel şey sigara. . . . yıldır kullanmıyorum.
. . . sebeple karar verdim. Bazen keşke desem de, iyi ki bırakmışım.”
         

Bunlar sadece  giriş cümleleriniz olmaya aday adayılar.
Uzun uzun yazın, sonra okuyun ve görün.. 
Aslında hepiniz birer yazarsınız.

İşte bu yüzden UZUN UZUN YAZIN BANA.


Şimdi lütfen yazının en başına dönüp büyük harflerle yazılı yerleri tekrar okuyun ve başlayın yazmaya..

SEVGİYLE KALIN


Tilbece